26/5/2006 - Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolanıyor...
Bu yazıyı yazarken çok düşündüm.
Karar veremedim.
Çok yazı yazdım.
Hep içimi döktüm.
Ama dergi yazısı konusunda çok kararsızdım.
Neden derdimi,acımı herkese anlatayım ki diye düşündüm.
Ne kadar önemli ya da ne kadar anlayabilirlerdi ki beni?
Acımı kendime saklamak istedim belki de
Tek başıma yaşamak istedim.
Hayatı yeni yeni anlıyorum daha doğrusu anlayamıyorum
Aklım almıyor olanları
Kabullenemiyorum,çok ağrıma gidiyor.
Hayatın çok da takılası bir şey olduğunu düşünmüyorum artık.
Pamuk ipliği misali “öylesine” yaşıyoruz yani
Birisi o ipi kestiğinde belki de en sevda halinle,en yaşayan halinle kopuyorsun bu hayattan
Arkanda bir sürü kişi,bir sürü seven bırakıp gidiyorsun
Belki de daha yaşayamadan
Daha hayatı tam anlamıyla anlayamadan, gidiyorsun
Bir “güle güle” bile demeye fırsat kalmıyor.
Hayat buymuş demek ki
Hayat acıyla doluymuş aslında
Tamam,hep güneşli günler göreceğimi beklemiyordum zaten ama bu kadar kararacağını da tahmin edemiyordum.
Bunları yazarken kulağımda kulaklık var ve Volkan Konak’tan bir şarkı:
“Herkesin Bir Derdi Var”
Gerçekten varmış herkesin bir derdi.
Ve sen o derdi yaşamadan anlayamıyormuşsun.Her şey rüya gibi geliyormuş önceleri.
Şarkının başında şu dörtlük var:
“Ah gurbet zalım gurbet
Ağlatırsın adamı
Gözümde yaş kalmadı
Bıraksana yakamı,bıraksana yakamı...”
Gurbette olmanın acısını bir kez daha yaşadım
Bu sefer ta derinden...
Onu uğurlayamadım bile
Nerden bilebilirdim 3 ay önce ayrılırken Antalya’dan onu bir daha göremeyeceğimi?
Nerden bilebilirdim onu son görüşüm,ona son sarılışım olduğunu
Kimin aklına gelirdi ki?
Kim inanırdı ki o sevecen,güler yüzlü her daim çocuk kalan adamın bir anda yok olacağına?
O benim dayımdı.canımdı.
Çocuklarının babası,eşinin sevgili kocası,annesinin en küçük çocuğu ,oğlu,ablalarının biricik kardeşi,yeğenlerinin dayısıydı.Herkesin canıydı,sevdiğiydi ve bir akşam yalnız başına,kimseye haber vermeden gitti sınırlı olmayan mekana,sınırlı olmayan zamana...
Onu çok seviyorum ve hala inanamıyorum.Hala gurbetteyiz ve yaz gelince görüşeceğiz gibi geliyor.
Hayat çok acıymış ya ve ben hiç acı görmemişim.
Hiç ağlamamışım aslında hep ağladığımı sanmışım.
Dertlerimi dert sanıp üzülmüşüm.
Yalanmış her şey,
Tek şey gerçekmiş ve ben onu yeni anladım.
Yazmayacağım bunları dedim ama dayanamadım
Kalemim akıyor yaşlarla birlikte,
Bilmiyorum belki de iyi geliyor yazmak.
Yalnız kalınca ya müzik dinliyorum,ya yazıyorum,ya ağlıyorum ya da hepsini birlikte yapıyorum .
Ama Queen’in dediği gibi “Show must go on”
Benim şovum da hayatım
Bu şovu sürdürmek için kalabalıkların içinde bir maske takıyorum ve onu düşürmekten korkuyorum.
Kalbimi birileri tekmeliyor,üstünde tepiniyor olsa da toparlanmaya çalışıyorum.
Ölümden korkar oldum.Ama öyle kendim için falan değil.Arkamda bırakacaklarım için korkar oldum.Onların nasıl perişan olduğunu gördüm ve o üzüntüyü onlara yaşatmaktan korkar oldum.Hep erken ölürüm diye düşünürdüm ama şimdi erken ölmenin ne demek olduğunu anladım.
Yazdıkça arkası geliyor artık yazmak istemiyorum.
Ama şunu bilin Küçük Kara Balık’ın okyanusu feci halde bulanık.Yalpalıyor,yol bulmaya çalışıyor.Bazen akıntıyla sürüklenip gidiyor.Ama işte bir şekilde yaşamaya çalışıyor.
Yaşamaya çalışın olur mu? Sevenlerinizle olun hep,olmaya çalışın.İsteklerinizi,düşüncelerinizi,sözcüklerinizi ertelemeyin.Belki onları yapacak,söyleyecek zamanı bulamayabilirsiniz.
Not: Bayadır yokum buralarda yalnız nette değil evimde de yokum bu yukarıda yazdıklarım yüzünden.Ayrıca bu yazıyı okul dergimiz için yazmıştım.Buraya sadece kopyaladım.Bir daha böyle bir yazı yazacak halim yok çünkü.Kafam da iyi değil ruhum da...
|